Mavi Forum - Mavi Eğlence  

Geri git   Mavi Forum - Mavi Eğlence > Kültür & Sanat > Parapsikoloji > Metafizik & Arkeoloji
Click to log in with Facebook

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01/08/2013, 06:28   #1
 
BerŞaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 01/08/2013
Mesajlar: 31
Level: 4 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 0 / 82
Güç: 10 / 1025
Tecrübe: 31%
Tecrübe Puanı: 5
BerŞaN Mavi Etki'nin Seçkin Yollarında Yürüyor
Standart Arkeolojinin Tarihi



Arkeolojinin ortaya çıkışı 19. yüzyılda olmuştur. Daha önceleri insanlar geçmiş ile ilgili bilgileri antik tarihçilerden öğreniyorlardı; fakat verilen bilgiler çok eskiye uzanmamaktaydı. Bunun yanı sıra kutsal kitaplarda bir takım efsanevi tarihi bilgiler vermekteydi (özellikle Tevrat).

İlk eski eserlere ilgi ve arkeolojinin bir disiplin olarak ortaya çıkması 15. ve 16. yüzyıllara rastlar. Bunun nedeni Rönesans hümanistlerinin antik çağ sanat yapıtlarına yönelmeleriydi. Gene 15. ve 16 yüzyıllarda İtalya'da papalar, kardinaller ve soylular eski yapıtları toplamaya ve yeni yeni antik sanat ürünlerinin bulunması için yapılan kazılara mali destek sağlamaya başladılar. Bu sırada Kuzey Avrupa'da da antik kültürlere benzer biçimde ilgilenen kişiler ortaya çıktı, onlarda İtalya'daki koleksiyonculara özenip eski yapıtları toplamaya giriştiler. Böylece tarihte ilk kez eski yapıt koleksiyonculuğu başladı.

Yunan ve Roma sanatına ilginin giderek artması ve 18. yüzyılda İtalya'da Pompei ve Hercalaneneum adlı iki Roma kentinin kazılması arkeolojinin gelişmesinde önemli rol oynadı. J.J. Winckelmann, bu kazılar üzerinde yazdığı yazılarla ve hazırladığı değerli taş koleksiyonu kataloguyla arkeoloji alanında çalışan ilk bilim adamı oldu. Bundan sonra klasik arkeoloji, bir dizi arkeologun çalışmalarıyla daha sağlam bir temel üzerine oturmaya başladı.

Öbür taraftan Napolyon 1789'daki Mısır seferinde birlikte getirdiği bilginlere ülkedeki antik kalıntıları belgeleme olanağı verdi. Böylelikle mısır arkeolojisinin ilk adımları atıldı ve bu belgeler "Description de L'Egypte" (1808-25; Mısır'ın Tanımı) adlı yapıtta yayımlandı. Bu sıralarda artık arkeoloji bir bilim olarak kabul göremeye başladı. Bu bilgilere dayanarak Jean François Champallion Hiyeroglifleri yani eski Mısır yazısını çözdü. Bundan sonra bilginlerin Mısırlılardan kalma sayısız yazılı belgeyi okumaları Mısır arkeolojisinin en büyük aşamasını oluşturdu. Daha sonra çeşitli bilim adamlarının Mısır'ın çeşitli bölgelerinde yaptıkları kazılar sonucu Mısır Arkeolojisi çok daha sağlam bir temel üzerine oturdu. Eserlerin birikmesi sonucunda yavaş yavaş arkeoloji müzeleri açıldı ve eserler buralarda toplanmaya başladı.

Bu sırada Mezopotamya'da hazine ve sanat yapıtı bulma tutkusuyla höyükler gelişigüzel kazılmaya başlandı. 1840'da bu düzensiz kazıların yerini daha sistemli kazılar almaya başladı. 1846'da Henry Creswicke Rawlinson Mezopotamya çivi yazsını çözmeyi başardı. 19. yüzyılın sonlarına doğru yapılan sistemli bir kazıyla, Mezopotamya'da Babiller ve Asurlulardan önce yaşamış ve daha önce bilinmeyen Sümerlerin varlığı saptandı. Sümer uygarlığına ilişkin en ilginç kazı Sir Leonard Wooley tarafından 1926'da Ur'da yapıldı ve Ur kral mezarları gün ışığına çıkarıldı.

Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları önem kazanmaya başladı. Anadolu'da kültür birikimi o kadar fazlaydı ki batı ve güney kıyıları adeta açık hava müzesi niteliğindeydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun arkeolojiye karşı duyarsızlığı yabancı bilim adamları ve mezar soyguncuları için büyük bir fırsat oluşturmuştur ve diğer devletler Osmanlı Toprakları üzerinde izinli kazılar yapmaya başlamışlardır. Osmanlı'da bu yağma 1900'lü yıllara kadar devam etti. Bu sırada Osmanlı'da eski eserleri korumaya yönelik Asar-ı Atika Kanunu (1874) kabul edildi. Ancak bu Anadolu'daki yağmayı daha da arttırdı çünkü bu yasaya göre yabancı bir bilim adamı kazı yapmak isterse saraya başvurmak zorunda ancak şöyle bir şart var: Çıkan eserlerin üçte biri Osmanlı İmparatorluğu'nun, üçte biri çıkaranın ve üçte biri toprak sahibinin olacak şekilde.

Bu böyle bir süre devam etti. Bu sırada Fethi Ahmet Paşa önderliğinde ilk arkeoloji müzesi Abdül Mecit zamanında kuruldu(1846) ve bu müzeye eserler toplanmaya başlandı. 1874 yılında eserlerin toplanması için bir arkeoloji okulu gündeme geldi 1875 yılında okulun kurulması için kanun çıktı.Bu okulun adı Asar-ı Atika mektebi. Kuruluş amacı kazı yapabilen ve eski eserleri tanıyan bilim adamları yetiştirmekti. Ancak çeşitli etkenlerle bu proje hayata geçirilemedi

Ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı arkeolojiye daha bilinçli yaklaşmaya başladı. Osman Hamdi Bey adında kültürlü, bilime ve özellikle arkeolojiye meraklı bir memur 1877 yılında müze komisyonuna seçildi. Osman Hamdi Bey müzenin başına getirildi ve yeni bir müze kurulmasını istedi. Sonunda bir arkeoloji müzesi yapılmasını sağladı ve tüm kazılara denetleyici olarak gitti. 2. Asar-ı Atika'nın (1884) çıkarılmasını sağladı. Buna göre Osmanlı toprakların da kazı yapma hakkı sadece Osmanlı'ya ve çıkan eserler yine sadece Osmanlı İmparatorluğu'na ait olacaktı (Türk arkeoloji Osman Hamdi Bey öncesi ve Osman Hamdi Bey sonrası diye ikiye ayrılmaktadır).

Osmanlının son zamanlarında devletin her alanında olduğu gibi arkeolojide de çok kötü bir tablo vardı. Casuslar arkeolog adı altında araştırma yapıyorlardı. Osmanlı'nın yıkılmasıyla her alanda olduğu gibi Anadolu'da arkeoloji için yeni bir safha başladı. Cumhuriyetin ilk yıllarında yurt dışına arkeoloji eğitimi görmesi için insanlar yollanmaya başlandı. İlk kazı Atatürk önderliğinde Ahlatlıbel'de başlatıldı.

1935 yılında yine Atatürk önderliğinde. Alacahöyük kazıları başlatıldı.

Daha sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin ve arkeoloji bölümünün açılmasıyla çok çeşitli bilim adamları yetişti ve çok çeşitli yerlerde kazılar yapılmaya başlandı.

Bunlar arasında Kültepe, Bergama, Mirina, Asos , Zincirli, Halikarnasos, Efes'i örnek olarak gösterebiliriz.


Alıntı

__________________
BerŞaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
    
Alt 01/08/2013, 06:29   #2
 
BerŞaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 01/08/2013
Mesajlar: 31
Level: 4 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 0 / 82
Güç: 10 / 1025
Tecrübe: 31%
Tecrübe Puanı: 5
BerŞaN Mavi Etki'nin Seçkin Yollarında Yürüyor
Standart Cevap: Arkeolojinin Tarihi

Arkeolojinin bir uğraş olarak ortaya çıkmasının Rönesans'a denk geldi. Bunun nedeni o dönem hümanistlerinin Eski Yunan'daki felsefeye, demokrasiye. özgür düşünce ortamına ve insana verilen değerden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu nedenlerden dolayı özellikle soylu kesimler, zengin aileler, kardinaller vb. eski Yunan dönemine ait eserleri toplamaya ve sergilemeye başladılar. Bir nevi moda olarak da görülebilir bu.

O zamanlar arkeoloji daha çok zengin kesim için bir nevi uğraştı. Fakat sonraları bu uğraş, çıkan eserler o kadar merak uyandırıcı oldu ki insanlar arkeolojiye daha bilimsel bir gözle yaklaşmaya başladılar. Bu noktada en büyük etkenlerden biri hiç kuşkusuz 18. yüzyılda M.Ö. 71 yılında yanardağ patlaması sonucu lav altında kalmış Pompei kentinin incelenmeye başlamasıdır. Lav altında kaldığı için eserler çoğu bozulmadan az hasar görerek yüzlerce yıl orada yatmıştır. Yani Pompei şehri arkeolojiye ve Eski Yunan medeniyetine meraklı olanlar için adeta bir cennet niteliğindeydi. Bu noktada J.J.Wincklemann Pompei kentinde yaptığı kazıları bir eserde toplamış ve konu hakkındaki ilk akademik eseri veren şahıs olmuştur. Bundan sonra arkeoloji bir bilim olarak kabul görmeye başlamıştır.

Eski Yunan medeniyetine duyulan ilgiye rağmen Ön Asya Arkeolojisi pek ilgi çekmemiştir. Ta ki Napeleon'un Mısır'a 1789'da düzenlediği sefere kadar. Napolyon bu sefer sonucu Mısır'dan eski Yunan medeniyetinden çok daha önceki devirlere ait eserler getirmesiyle Ön Asya Arkeolojisi de ilgi çekmeye ve canlanmaya başlamıştır. Mısır'da ki en ilgi çekici şey hiç kuşkusuz hiyeroglif denilen resim yazısıydı. Birçok bilim adamı bu yazıyı çözmeye çalışmış ancak şans Champallion'a gülmüştür. Bu andan itibaren Ön Asya Arkelojisi'nin popülaritesinin Klasik Arkeoloji'yi bile geçtiği söylenebilir. Mısır bir ilgi odağı haline gelmiş ve bir çok bilim adamı akınlar halinde Mısır'a kazı için gitmeye başlamışlardır.

Kendi şahsi fikrime göre Eski Yunan Medeniyeti bu kadar ilgi çekmeseydi bile eninde sonunda Eski Mısır ile ilgilenen birileri çıkacağına inanıyorum. Çünkü insanın her zaman geçmişe ve bilinmeyene karşı doğal bir ilgisi vardır ve Mısır bu iki özelliği üzerinde toplamıştır. Günümüzde arkeoloji çok fazla yol kat etmesine rağmen hala mısır hakkında bilinmeyen yüzlerce şey vardır.

1800'lerde tüm dünyayı saran hammadde ihtiyacı büyük devletlerin ilgisini Anadolu ve Ortadoğu devletleri üzerinde toplamıştır. Bu bölgelerin araştırılması için birçok Avrupa devleti Ortadoğu ve Anadolu'ya arkeolog ünvanı altında bir çok casus göndermişlerdir. Her ne kadar amaçları farklı olsa da bu casus-arkeologlar gittikleri bölgede bir çok kazı ve araştırma yaparak arkeolojiye yadsınamaz bir katkı da bulunmuşlardır.

Anadolu günümüzde olduğu gibi geçmişte de Avrupa ve Asya arasında bir köprü görevi görüyordu. Bu da Anadolu üzerinde sayısız uygarlığın kurulmasına neden olmuştu. Geçmişe karşı giderek artan merak insanları Anadolu'ya yöneltmiştir. Osmanlı Devleti'nin bu konudaki ilgisiz tutumu ve duyarsızlığı mezar soyguncuları ve bilim adamları için Anadolu'yu ilgi odağı yapmıştır. Osmanlı Devleti'nin o dönemde yabancılar tarafından çıkarılan eserleri para karşılığı onlara satması ise şu an çok acısını çektiğimiz bir kayıp olmuştur. Dışarı götürülen eserler arasında şu an British Museum'da sergilenmekte olan Bergama Zeus Sunağı bile vardı.

Sonuç olarak Anadolu bu devirde tam bir yağma altındaydı. Bunlar arasında en büyük zararı veren hiç kuşkusuz Schilemann'dır. Schilemann Çanakkkale'de bulunan Troya'yı kazmıştır. Yalnız bu kazı arkeolojik bir kazı olmaktan çok uzak bir mezar hırsızının yapacağı görünümde bir kazıdır. Bu kazı sonucunda değeri para ile ölçülemeyecek derecede önemli eserler bulmuştur. Bunlar arasında Akha Kralı Agamennon'un altın maskesi, Troya'lı Helen'in değerli taşlardan yapılmış takılarını sayabiliriz. Bu takıları Schilemann sevgilisine hediye etmiştir ve günümüzde yeri bilinmemektedir. Schilemann bu kazı sonucunda höyüğe çok fazla zarar vermiştir ve belki de bulduğundan çok daha fazlasını yok etmiştir.

Anadolu'ya bu kadar yağma yapılmasından sonra en sonunda, konuyla ilgili bir kaç kişinin (örneğin Fethi Ahmet Paşa) çalışmalarıyla Osmanlı Devleti de en sonunda arkeoloji ile ilgilenmeye başlamıştır.

Bu devirde Fethi Ahmet Paşa'nın Türk arkeolojisine katkısı çok büyüktür. Abdül Mecit'i onun Yalova'da bulduğu Kral İnsantine'e ait taşları da kullanarak bir müze kurmaya ikna etmiştir ve müze bazı kaynaklara göre 1845, bazı kaynaklara göre de 1846 yılında kurulmuştur. Bu müzenin adı Kraliyet ve ya saltanat müzesi anlamına gelen Müze-i Humayun'du. Osmanlı Devleti'nde arkeoloji için en önemli gelişmelerden biri Marif Nazırı Saffet Paşa sayesinde gerçekleşmiştir. Saffet Paşa bir genelge yayınlamıştır bu genelge bütün vilayetlere gönderilmiştir. Genelgede bulunan bütün tarihi eserlerin Müzeye teslim edilmesi emredilmektedir. Bu sırada müzenin başına ilk kez resmi bir müdür getirilmiştir. Bu müdür Goold adında bir İngiliz'di. Goold'tan sonra Mahmut Nedim Paşa müze müdürlüğüne getiriliyor ve bu dönemde müze ortadan kaldırılıyor.

Bundan sonra toplanan eserlerin birikmesi üzerine Çinili Köşk müze olarak kullanılmaya başlanıyor. Bütün bunlara rağmen Anadolu'da ki yağma ise halen devam etmekte. Aydınların baskısıyla ilk Asar-Atika yayınlanıyor ancak bu yağmayı daha çok artırıyor(daha önce belirtildiği üzere bkz. Bölüm 2: Arkeolojinin Tarihi). Sonuç olarak Osamanlı Devleti'nde tüm bu çalışmalara rağmen arkeoloji konusunda kayda değer bir başarı sağlanamamış ve çok değerli tarihi eserler tek tek yurt dışına gitmeye devam etmiştir. Bunun nedeni Osmanlı Devleti'nin kültürel konulara olan ilgisizliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Konuya gerçekten ciddi bir biçimde yaklaşacak biri olmadığı için Osmanlı da ilgisizliğini sürdürmüştür.

Bu Osman Hamdi Bey'in müze komisyonuna seçilmesine değin sürmüştür. Müzenin başına getirilmiş ve yeni bir müze kurulmasını istemiştir. Müzeye ek binalar yapılmış ancak bununla yetinmeyip yeni bir müze açma talebini hayata geçirmeyi başarmış ve ilk arkeoloji müzesinin yapılmasını sağlamıştır. Bunun yanında bir de kütüphane kurmuştur. Aydınların desteğiyle 1877'de 2. Asar-Atika'nın yayınlanmasını sağlamış ve böylece tarihi eserlerin yurtdışına gitmesi önlenmiştir. Osman Hamdi Bey bundan sonra tüm enerjisini yapılan kazıları denetlemeye, restorasyon çalışmalarına ve yurt dışına kaçırılan eserlerin geri getirilmesine harcamıştır. Osman Hamdi Bey'in Türk arkeolojisine katkısı çok büyüktür. Halkı az da olsa kültürlendirmeyi başarmıştır. Osmanlı Devleti'nin dört bir köşesinde kazı başlatmış ve bu kazılar Kurtuluş Savaşı'na kadar devam etmiştir.

Ancak Osman Hamdi Bey'in tüm bu çabalarına rağmen 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin sadece savaş, askeri ve siyasi konulara odaklanmasıyla eser kaçakçılığı tamamen kontrolden çıkmıştır ve bu Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına değin böylece sürüp gitmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Atatürk arkeoloji konusuna çok önem vermiş ve "Toprağın üstündekilere ne kadar sahip çıkıyorsak altındakilere de o kadar sahip çıkmalıyız" sözüyle desteklemiştir. İlk olarak Ahlatlıbel ve Alacahöyük olmakla birlikte yurdun dört bir yanında kazılar başlatmıştır. Bir arkeoloji okulu açılmasını istemiş

ve şu an ki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji bölümünün açılmasını ve bu bölüm için yurtdışından hocaların getirilmesini sağlamıştır. Bunun yanında Belleten adında hala yayınlanmakta olan bir arkeoloji dergisinin çıkarılmasını istemiştir.

Atatürk Anadolu topraklarında yatan tarihi geçmişin farkındaydı ve bu yüzden arkeolojiye bu kadar önem vermiştir. Başlattığı kazıların hala birçoğu devam etmektedir. Bunun yanında arkeoloji bölümünü açmakla bu zenginliği incelemek için Türk arkeologlar yetiştirilmesini sağlamıştır ve bu bölümden şu an dünyaca tanınan arkeologlarımızdan bazıları (Örneğin: Ekrem Akurgal, Tahsin Özgüç, Nimet Özgüç, Kutlu Emre) yetişmiştir. Bunun yanında Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasını sağlamıştır.

Şu an Türkiye eserlerin bolluğu, güzelliği ve özellikle çeşitliliği bakımından dünyada en ön sırada yer alan 3-4 ülkeden biridir. Atarük'ün arkeolojiye büyük önem vermesi ve Türk Tarih Kurumu'nu kurması sayesinde Türk Arkeologları her bakımdan gerekli kitap, araç ve araştırma giderlerine sahip oldukları için Türk Arkeolojisi Batı standartları ölçüsündedir.

Atatürk Selçuk ve Osmanlı tarihine değer verildiği ölçüde, Eski Anadolu uygarlıklarına da önem vermiş ve yurdumuzun eski eserler yönünden dünyada ön sırada yer almasını sağlamıştır. Eski uygarlıkların ortaya çıkarılması hem turizm yönünden kültür varlıklarımızı zenginleştirmiş hem de Türkiye'nin dışarıdaki kötü tanınmış imajının büyük ölçüde düzelmesine yardımcı olmuştur.

KAYNAK

- Akurgal, Ekrem : Anadolu Uygarlıkları , Net turistik Yayınlar, 6.Baskı, 1998
- Ana Britannica: Cilt 2, 1986
- Bahn, Paul : Arkeolojinin ABC'si, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1999
- Ceram , C.W. : Tanrılar Mezarlar ve Bilginler(Arkeolojinin Romanı), Remzi Kitabevi, İstanbul 5.Basım 1999
- Ceram, C.W. : Tanrıların Vatanı Anadolu, Remzi Kitabevi, İstanbul 5.Basım 1999
__________________
BerŞaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konuyu Sosyal Sitelerde Paylaş

Etiketler
arkeolojinin, tarihi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

(View-All Konuyu daha önce okuyan üyeler: 1
Angels78
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni konu açamazsınız
Mesajlara cevap veremezsiniz
Ek dosya gönderebilirsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum Yasal Uyarı
vBulletin® Sürüm 3.8.8 Beta 2 ile tasarlanmıştır.
Telif Hakkı ©2000-2017

Bu site Facebook Profil eklentisi kullaniyor. Sürüm 1.0.1 6. Revize
Mavietki.com - Tüm hakları saklanmış, saklanbaç oynuyor.
Bize ulaşmak isteyen supply@mavietki.com (msn) adresini kullanabilir.

Mavietki genel forum sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o mesajı/konusunu/resmi paylaşan kullanıcıya aittir ve, supply@mavietki.com adresine mail atildiği taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.



SEO by vBSEO 3.6.0